Çarşamba, Nisan 15, 2026
Cinci HocaGerçek TanıklarKara BüyüKaranlıktan GelenlerMusallatUncategorized

Komşumuz Bize Büyü Yaptı!

Paranormal olaylara çok ilgili olduğumu belirtmek istiyorum; başıma ne geldiyse bunun yüzünden geldi zaten. Benim yaşadığım yerde akli dengesi yerinde olmayan, yüzde yüz engelli bir kız var. Şöyle söyleyeyim: Kendi başına yemek bile yiyemiyor, bilinci aklı o derece yok. Yaşı 27-28 ama bebek gibi bakıma muhtaç. Bu kızın adı Ümran.

Ümran arada dışarı çıkar, kapının önünde oturur, ondan sonra da içeri girerdi. Mahallede tanımayan bilmeyen yok. Kim Ümran’ı dışarıda görse selam verir, onunla konuşur ama Ümran konuşmayı bile bilmiyor; bakar sadece. Sevildiğini hissedebilirse gülümser en fazla.

Bir gün onların evinin önünden geçiyordum. Ümran oturmuş kapıda, etrafa bakıyor, geleni geçeni izliyordu. “N’aber Ümran?” dedim, baktı öyle. Tam geçip gidiyordum, bir şey dedi de ne dediğini anlayamadım, ağzında bir şey geveledi. Bir şey demeye çalışması bile beni çok etkiledi, çok şaşırdım. “Bana mı öyle geldi acaba?” diye düşündüm bir an. Geçtim gittim ama aklım orada kaldı; “Ne dedi, ne demeye çalıştı, nasıl konuşabildi?” diye düşündüm. Aklımdan hiç çıkmadı.

Aradan bir hafta geçti, ben yine oradan geçiyordum. Yanına iyice yaklaştım, bu sefer “Nasılsın Ümran?” dedim. Kafasını kaldırıp baktı, yine bir şeyler diyecek oldu. Eğildim duymak için. “Horoz.” dedi. “Ne? Ne dedin Ümran, ne horozu?” dedim. “Horoz.” dedi tekrar, sonra sustu, bir daha konuşmadı. “Allah Allah… Bu nasıl olur? Bu kız ‘anne’ bile diyemezken horoz nereden çıktı?” diye söylendim kendi kendime. Annesini babasını da tanırdım. “Annesine söyleyeyim.” dedim, çok merak ettim. Kapıyı çaldım, içeri girdim, annesine söyledim. O da çok şaşırdı, “Ancak sana öyle gelmiş oğlum. Ümran bunca zaman ‘anne’ bile diyemedi, ne horozu?” dedi. Baktım, inandıramıyorum. “Bana öyle geldi galiba, iyi günler.” deyip çıktım.

Ertesi gün hiçbir işim olmamasına rağmen bilerek geçtim oradan ama bu sefer dışarıda göremedim. Bir süre de oyalandım, belki çıkar bir şey der diye ama çıkmadı. Sonra ara ara oradan geçmeye devam ettim. Bir gün yine gördüm onu; annesi oyuncak bir bebek vermiş, onunla oynuyordu. Hemen gittim yanına. “Ümran, merhaba.” dedim. Bana bir şeyler söylüyordu, “Ne anlatıyordun, devam et.” dedim. Bebeği fırlattı aniden, saçlarını tuttu çekmeye başladı. Ne oldu anlayamadım, kriz geçirir gibi oldu bir an. “Kesmiş, kesmiş!” diye bağırıyordu. Bağırma sesine annesi çıktı, “Ne oldu ona?” dedi. “Bilmiyorum, ben de bağırma sesini duyup geldim.” dedim. Annesi yine konuştuğu kısmı duymadı, sadece ben duydum. “Kesmiş.” dedi bu sefer. “Kim kesmiş, ne kesmiş?” dedim. Öteki sefer “Horoz.” demişti, şimdi “Kesmiş.” diyor. “Horoz mu kesilmiş? Bunu mu anlatıyordu?” Çok ilginçti gerçekten.

“Bu kadar niye ilgini çekti, peşine düştün?” diyecek olursanız bilmiyorum. Hiç konuşamıyor ama bir anda bir şeyler söylüyor ve sadece bana söylüyor, benimle konuşuyor. Saf, masum bir kul ve bu yüzden bana bir şey diyebileceğini düşündüm.

Bu arada bizim hayatımızı anlatayım: O aralar bir komşumuzla ciddi problemler yaşadık, çok kötü kalpli biriydi. Komşumuz bile isteye gelir, çöpü bizim kapının önüne dökerdi. Sırf gıcıklık olsun diye. Poşetiyle falan bırakmak değil, bildiğiniz dökerdi. Annemle tartışırlardı, bizi kıskandırmaya çalışırlardı. Komşunun kocası da aynı karısı gibiydi, “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” misali. Adam torunlarını severken bağıra bağıra konuşurdu, duyalım diye. Torunlarına “Size şunu alacağım, size bunu alacağım.” derdi; bizi kıskandırdı güya. İşte böyle kötü bir aile. İki güne bir kavga çıkartmazlarsa asla rahat edemezlerdi. Biz de bu komşu yüzünden sıkıntı yaşardık, bir günümüz huzurlu geçmezdi.

İşte bunlar yaşanırken dedi Ümran, “Horoz kesilmiş.” diye. Ben de anneme anlattım: “Anne, Ümran konuştu biliyor musun?” dedim. “Nasıl konuştu oğlum, o konuşamaz ki?” dedi. “Anne inan bana, ne olur. Yemin ederim konuştu.” dedim. İnandı ama anlam veremedi benim dediğim gibi. Aradan bir iki ay kadar bir süre geçti. Annem, “Ümranlara oturmaya gideceğini” söyledi. “Anne ne olur ben de geleyim.” dedim. “Oğlum senin ne işin var? Biz annesiyle kadın kadına oturacağız, ayıp olur senin gelmen. Çocuk değilsin artık.” dedi. “Anne, ne olur. Çok sıkıldım, ben de geleyim.” diye ısrar ettim, en sonunda kabul etti.

Beraber gittik. Eve girdik, salona geçtik. Ümran pencerenin önünde oturuyordu, dışarıya bakıyordu. Annesi yemek masasında oturuyordu, annem de onun yanına geçti. Ben de Ümran’ın yanına koltuğa oturdum. Hiç konuşmuyordu; sanki bizi görmüyordu, öylece boşluğa bakıyordu, fark etmiyor gibiydi. Annemler uzun uzun konuştu, ben de o sırada Ümran’a bakıyordum. Tırnakları upuzundu, sanırım kestirmiyordu. Yoksa annesi ilgisiz bırakan bir kadın değil.

Sonra Ümran’ın annesi bir düğünden bahsetti. Yeğeni mi ne evlenecekmiş. Onun çeyizi için birkaç parça bir şey hazırladım, “Gel göstereyim.” dedi. Onlar içeri, odaya geçti. Ben de Ümran’a baktım. “Ümran.” diye fısıldadım. “Ümran, beni duyuyor musun?” dedim. Kilitlenmiş gibi pencereye bakarken bir anda döndü bana. O bakışlar, o sertlik… Nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum; çok korktum. Bir anda döndü ve bileğimden tuttu. Ümran olamazdı; az önce boş, anlamsız bakan kız o olamazdı. “Git, bul onu, kesmesin. Horozu… Büyüyü boz.” dedi. Başından aşağıya kaynar sular döküldü bir an. Çocuk gibi “Anne!” diye bağırdım, kalktım yerimden. Annem geldi, “Ne oldu oğlum?” dedi. “Ben eve geçiyorum da… Onu diyecektim.” dedim, hemen apar topar çıktım evden. Pencereden bana bakıyordu hâlâ.

Eve gittim ama ev üstüme üstüme geliyordu. “Büyüyü, horoz… Neler demişti böyle? Nasıl çözecektir o işi?” Bir de o an aklımdan çıkmıyordu, düşündükçe daha çok korkuyordum. Aklıma hoca bulmaktan başka bir şey gelmedi. Annemin dönmesini bekledim, gelir gelmez sordu zaten. Gelene kadar yalvardı: “Ne oldu da birden kalktın gittin?” dedi. “Anne, siz gidince yine konuştu.” dedim. “Oğlum, sen deliriyor musun?” dedi. “Anne, bana inan; büyü olan bir şeylerden bahsetti.” dedim. “Ne büyüsü?” dedi. “Bilmiyorum, ‘Git büyüyü boz, horozu kesmesin.’ gibi şeyler söyledi.” dedim. Oturdu yanıma, bir şey diyemedi, o da şoktaydı.

“Anne, bir hocaya gidelim, anlatalım bu durumu. Biz de, düşmandan bol ne var, biri bir şey yapmış olabilir.” dedim. “Tamam.” dedi annem, hak verdi en sonunda. Bir hoca varmış bildiği, ertesi gün çıktık gittik beraber. Kırk yaşlarında bir adamdı. Durumu anlattım, “Bizim üzerimizde büyü mü var?” diye sordum. Ümran’dan bahsettim. Bakım yaptı ve duyduklarım beni de annemi de şok etti: Bahsettiğim o komşu var ya, o kadının işte bize büyü yapmış. Bu büyü için 40 horoz kesmiş. Bu cümleler beynimde yankılandı: 40 horoz kesmiş… Bu büyü tutsun diye. Ümran’ın ilk dediği kelime “horoz” tesadüf değilmiş işte, tahmin ettiğim gibi.

“Hocam, Ümran nasıl söyledi bunları?” dedim. “Allah’ın hikmeti; hiç konuşmayan kız söylemiş. Kurtulmak senin kaderinde varmış. Allah istemedikçe hiçbir şey olmaz. Bu büyü bozulur, hiç merak etmeyin.” dedi. O komşumuz, bizim huzurumuz bozulsun, yuvamız dağılsın diye yaptırmış büyüyü. 40 horozu da kendisi kesmiş. İnanılır gibi değil. “Biz sana ne yaptık da bu kadar nefret ettin? Kendin düşman oldun, intikam almaya soyundun… Kimse bilmez, duymaz, haberimiz bile olmaz sandın. Ama bana haberi veren engelli, konuşmayan bir kız oldu. Ne garip değil mi?”

Biz büyüyü bozduk. Babam da duydu olanları, çok sinirlendi. Zor sakinleştirdik, katil olacaktı adam bunların yüzünden. Ama onlara istediklerini vermedik. Hiç sesimizi çıkarmadık, Allah’a havale ettik. Konuşsalar cevap vermedik, muhatap olmadık. Sonra aradan 3 yıl geçti; bu kadın kanser oldu. Kocası, kadın hasta iken başka bir kadın getirdi eve. Kadın bunlara şahit olunca daha da kötü oldu. Eve sonradan gelen kadın ise bu adamı dolandırdı. Evde ne kadar para, altın varsa yerini öğrenmiş, bir gece alıp kaçmış. Yani bize olmasını istedikleri her şey, misliyle onların başına geldi. Biz bu olayda masumduk çünkü. İnşallah hiçbir zalimin yanına kalmaz.

Reaksiyon Bırak

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir