Şüpheli Yolculuk ve Cinci Hocanın Evi
Yaşanan olay bizzat benim başımdan geçti, anlatmaya neresinden başlasam bilmiyorum. Şöyle başlayayım: 13-14 yaşlarındaydım, köyde kahvenin önünde oturuyorduk üç dört arkadaşla. Köyümüze İstanbul plakalı bir araç geldi, içinde şoför haricinde 3 kişi daha vardı. Şoförün yanı boştu, üç kişi de arkada oturuyordu. Arkada iki kadın, bir erkek yolcu vardı.
Bizim köyde cinci bir hoca var, insanları tedavi eden, geleni gideni çok olan. Onun evini sordular, bana da “ben biliyorum, isterseniz götüreyim” dediler. Onlar da “olur tabii” dediler. Sonra ben de bindim arabaya, hocanın evine doğru yola çıktık.
Hocanın evine giderken arkadaki üç kişiye dikkat ettim. İki tanesi yaşlıydı, bayan olanlardan biri gençti, büyük ihtimalle dinç olan diğer 2 kişinin kızıydı. Kız ortalarında oturuyordu. Arabaya binmeden önce fark etmemiştim ama kızın kollarından sıkıca tutuyorlardı. Çok da arkaya bakmak istemedim, yanlış anlaşılmasın diye. Ama kız deli gibi hareketler yapıyordu, annesi ve babası zor zapt ediyordu.
Kız bir çığlık attı, zannedersin zelzele oluyor sandım. Araba hareket ettiğinden mi, yoksa kızın gücünden mi bilinmez, sanki araba kız çığlık attıkça ada çok sallanıyormuş gibi geldi bana. O an anladım ki bu kişiler kızlarını hocaya okutmaya getirmişler.
Nihayet hocanın evine geldik, hocayı sorduk, hoca evde yokmuş, bahçede olduğunu söylediler. Ben de hocayı tanıdığım için “ben çağırayım, isterseniz bahçeyi biliyorum” dedim. Hocaya gidip bahçesinden çağırdım. Neyse hoca geldi, kişileri eve buyur etti.
Ben de çok meraklıyım, ne olup ne gidecek diye düşünüp duruyorum, hep kapının önünden ayrılmadım. Sanki oyun oynuyormuş gibi kapının önündeki ayakkabıları falan düzelttim.
Cinci Hocanın Uyguladığı Ritüel
Sonra evin içine girdim, neler olduğunu dikkatlice izliyorum. Hoca kızın karşısına geçti. Annesi ve babası iki kolunda kızı tutmaya çalışıyorlar ama ne mümkün, ikisinde savuracak neredeyse. Kız bağırıyor, çığlık atıyor, bir şeyler söylüyor. Hoca kızın karşısında, gücüne karşı eline bir kitap alıp okumaya ve eliyle kızın alnına, avucunun içi gelecek şekilde koyarak okumaya devam ediyor.
Hocanın önünde bir kapta su vardı. Hoca eline su alıp kızın yüzüne doğru serpiyor. Daha sonra kız sakinleşti. Sakinleşince önündeki sudan su içirdi kıza. Kız o suyu içtikten sonra, kaç dakika sonra sanki yol boyunca bağıran, kendini yırtan kız gitmiş, saf sakin bir kız gelmiş yerine.
Neyse hoca yine de okumaya devam etti. Bu sırada bana bir şeyler oldu, beni bir gülme tuttu. Kendimi tutamıyorum, deli gibi gülüyorum, kahkahalar atarken evden dışarıya kendimi zor attım.
Ben dışarıda dururken, bunların işi bitti, dışarı çıkıp arabalarına bindiler. Binerken kıza çok dikkat ettim, kız gülüyor, etrafına gülücükler saçıyordu. Bu nasıl olur diye düşündüm durdum.
Gece Suyu ve Esrarengiz Düğün Sesi
Bu olayın üzerinden belli bir zaman geçti. Bu anlattıklarım bana nasıl bulaştığına dair şüphelendiğim olay şimdi başlıyor:
Bizim buralarda gece suyu derler, ağaçlarımızı, bahçemizi sulamak için herkese sırayla gece suyu verirler. O gün bize gece suyu sırası geldi, ağaçlarımızı gece sulayacağız. Abim ile birlikte o gece sulamaya gittik.
O zamanlar el feneri çok yaygın değildi, çıralar vardı, çırayı yakıp yolumuzu öyle bulurduk, onlarla sulardık. Gece saat on iki, bir suları tam sulamaya başladık, bizim su kesildi. Abim suyun niye kesildiğine bakmak için su kanalına gitti. Su kanalı, suyun geldiği yer.
Ben de bizim orada bir dut ağacımız var, o dut ağacının dibinde oturdum. İnanır mısınız, ben ağacın dibinde otururken yakından bir düğün sesi gelmeye başladı, ama nasıl sanki düğünün tam ortasındaydım. Etraf in gibi, çıranın ateşi dışında her yer karanlık.
Şu an anlatırken bile soğuk soğuk bir şeyler geçiyor ensenden kulağıma. Hala o sesler, sanki…
Neyse ses yanımdan uzaklaştı. Ben sesin geldiği yöne dikkat kesildim. Bir baktım ki karanlıkta bile seçilebilen, kara kara insan mı desem, uzun mu desem, kısa mı desem bilemedim. Bir şeyler dönüyorlardı.
Gizemli Ateş ve Düğün
Bu olay Göksu Nehri’nin biraz yukarısında oluyor. Düşünüyorum, düğün olsa burada ne işi var o karanlık şeylerin, ne diye düşünürken birden ortalık aydınlandı. Az ileride bir kalabalık ateşin etrafında dönüyor, oynuyorlar.
Yerden yükselen mi dersin, delirmenin üzerindeyim. Bağırmaya başladım:
“Abi, abi gel, düğün var, düğüne gidelim!” dedim.
Abim de yakınımdaymış, “Oğlum sakın kalkıp gitme, seni dağ tepe gezdirirler, deli ederler” dedi. Abime “Abi sen görmüyor musun?” diye sorduğumda, “Yok, ben görmüyorum. Onlar sana karışmış, oğlum sakın ayrılma yanından” dedi.
Abim de korkmuş olacak ki yanında getirdiği çifte kırmayla vahaya ateş etti. Bununla alakası var mı bilmiyorum ama abim ateş edince ben kendime geldim.
Düğünde kayboldum, biz de eve gidip yattık.
Titreme ve Hastalık
Neyse akşam kalktık, annem sofra kurmuş, sofraya oturduk. Annem pilav yapmış. Pilav yapmış ama ben bir kaşık alıyorum, kaşığı ağzıma götürene kadar kaşıkta bir tane bile pilav kalmıyor. Elim öyle bir titriyor ki.
Annemle babam bu halimi görünce, “Oğlum sana ne oldu?” diye telaşa kapıldılar.
Bana kalmadan abim anlatmaya başladı olanları.
Bendeki bu titreme bir hafta boyunca geçmedi.
Hoca Ritüelinin Devamı ve Gözlerin Ortaya Çıkışı
Aynı hocaya götürdüler beni, zaten bu hocada bizim tanış oluyordu. Hocanın karşısına oturdum.
Yine hocanın önünde bir kap vardı. Kabın içinde su, suyun içinde yazılar olan bir kağıt vardı.
Hoca, “Suyun içine bak bakalım sende bir hal var mı yok mu anlayalım” dedi.
Ben suyun içine iyice dikkatle baktım ama bir şey göremedim.
Hocaya, “Kağıttan başka bir şey yok” dedim.
Hoca, “Sen iyice bak” dedi ve bir şeyler okumaya başladı.
Hoca okudukça hafif hafif çember şeklinde dalgalanmaya başladı.
Tam içim sıkılmaya başladığı anda bir çift göz gördüm suyun içinde.
Ama o anı ne kelimeler ile anlatabilirim, ne tarif edebilirim.
Kendimi birden geriye attım.
Yanımda annem de babam da vardı. Anneme sıkıca sarıldım.
Hoca, “Korkma oğlum” dedi.
Kaptaki suyun içinde olan kağıdı aldı, elindeki çakmakta kağıdı dualar okuyarak yakmaya başladı.
Suyun içinden çıkan kağıt nasıl yanar diye şaşkınlıkla hocayı izlemeye devam ettik.
Hepimiz hala korkudan titriyorduk.
Hoca suyun içine ayrı bir kağıt yazıp attı, kabı eline alarak dualar okudu.
En son kabın içindeki suyu ve kağıdı bir şişeye döktü.
Anneme, “Bu suyu azar azar 7 günde içir, oğluna 7 günün sonunda oğlun iyileşecek, 7 gün boyunca bana getireceksin, ben okuyacağım” dedi.
7 gün boyunca hoca ne dediyse yaptık.
7 günün sonunda düzeldim, titremem geçti.
Bunun neden olduğunu söylemedi hoca.
Benim tahminim ise ilk olayda bana bir şey geçti.
Rüyalar ve Son Düşünceler
Eğer ki bahçeyi sulamaya gittiğimizde ben o düğüne yanaşsaydım iflah olmazdım.
O sudaki gözler bazen rüyalarıma giriyor ama hep uzaktan izliyor beni.
Ne hikmetse korkmuyorum, hocanın duaları sayesinde mi yoksa başka bir şey mi var bilmiyorum.
Şimdi kırklı yaşlardayım, köye ne zaman gitsem bu yaşadıklarım gelir aklıma…
















