Çarşamba, Nisan 15, 2026
Gerçek TanıklarGizemli OlaylarKara BüyüKaranlıktan GelenlerTers Giden Ritüeller

Tüylerin Düşürdüğü Sır

Anneannem’in hep söylediği bir sözü vardır: “Ev alma, komşu al.” Ne kadar doğru bir söz olduğunu şu an çok daha iyi anlıyorum.

Her şey 4 sene önce en yakın arkadaşımla, üniversiteyi bitirip birlikte yaşamaya karar vermemizle başladı. Melis ve ben yalnızca iki yakın arkadaş değil, aynı zamanda birbirimize kardeş gibiydik. İkimizin de en büyük hayali günün birinde aynı evde yaşamaktı.

Bu yüzden okullarımız biter bitmez iyi bir iş bulup, daha sonra da birlikte yaşayacağımız bir ev arayışına giriştik. İstanbul’un nezih semtlerinden birinde kirası oldukça uygun bir ev bulmuştuk. Ev biraz eski olsa da içine girer girmez kendimizi huzur dolu hissetmiştik.

Size evi şöyle tarif edeyim: İçeri girdiğinizde sizi küçük bir antre karşılıyordu. Antrenin bir tarafı odalara giden koridora açılırken, diğer tarafı ise salona açılıyordu. Salonla antre arasında kapı olmadığı için dış kapıdan girer girmez doğrudan salonu görebiliyordunuz. Geniş balkonlu ve pencereli bir evdi. Eski evlere özgü o sıcaklık, evin her yerine işlemişti. Duvarlar açık kahverenginin sıcak bir tonunda boyanmıştı.

Melis ile birlikte evi tamamen kendi zevkimize göre döşemiştik. Salonda ikili bir koltuk vardı. Geniş camın önünü boş bırakmıştık; böylelikle balkona rahatlıkla girip çıkabiliyorduk.

Eve taşındığımız gün yan komşumuz, elinde iki bardak kahveyle bize ziyarete gelmişti. Tuhaf giyimli bir kadındı. Siyah, uzun saçları beline kadar geliyordu. Uzun tırnakları vardı ve parmaklarının her biri kan kırmızısı ojeyle boyanmıştı. Kadının her ne kadar sert bir görüntüsü olsa da konuşunca yumuşak sesiyle bizi kolayca etkisi altına almıştı.

Garip bir şekilde istemsizce de olsa bu kadına karşı içimde bir güven duygusu oluşmuştu. Sert mizaçlı biri olsa da, sanki yumuşak kalbi sesine yansımıştı.

Eskiden dairelerimiz tek daire olduğundan, hâlâ balkonlarımız birleşikti. Komşumuz kendi bölgesinin sınırını çizer gibi fayans zeminin tam ortasına düz bir çizgi halinde saksılar dizmişti. Saksılardaki bodur bitkiler biraz olsun gizlilik sağlasa da, birbirimizi görmemize tamamen engel olmuyordu.

Tanıştığımızda yaz aylarındaydık. Özellikle geceleri, Melis ile balkonda vakit geçiriyorduk. Bazı geceler tuhaf görünümlü komşumuz da sınırın öbür tarafından bize kısık bir müzik ve sigara kokusuyla eşlik ediyordu.

İlk birkaç hafta her şey sakin geçti.

Bir gece, Melis ile salonda film izlerken yan daireden gelen seslerle irkildik. Salonlar birbirine bitişik olduğundan zaman zaman yan dairedeki sesleri duyardık. Ama bu seferki sesler çok daha farklıydı.

Sanki duvara bir şey tırmanıyor gibi rahatsız edici bir ses vardı. Kulağımızı duvara dayayıp sesin kaynağını anlamaya çalıştık. Ses bir anda kesildi. Onun yerine güçlü bir kadın kahkahası duyuldu. Ardından kısık sesli bir müzik yükseldi.

Üzerimizdeki gerginliği atmaya çalışarak filmimizi izlemeye devam ettik.

Fakat sabah, balkondan gelen gürültüyle uyandık. Gece geç olduğu için ikimiz de odalarımıza geçmek yerine salonda uyumayı tercih etmiştik. Bu yüzden açık balkondan gelen gürültüler ikimizi de aynı anda uykumuzdan uyandırdı.

Balkona çıktığımızda onlarca karganın balkonumuzda uçtuğunu gördük. Kara kanatlarıyla inip kalkıyor, yüksek sesle gaklıyorlardı. Dehşet içinde çığlık attığımızda yan komşumuz kafasını saksıların üzerinden uzattı. Elindeki yem dolu tabağı sallayarak:

— “Korkmayın, onlar benim evcil kargalarım.” dedi.

Yaşadığımız şokla olduğumuz yerde donup kaldık. Komşumuz gülerek kargalarını beslerken biz içeri girdik ve balkonun kapısını sıkı sıkıya kapattık.

İkimiz de korkuyla olduğumuz yerde titriyorduk. Hemen apartman görevlisini dairemize çağırdık. Adama olayı anlattığımızda endişeyle başını salladı:

— “Feyza Hanım biraz değişiktir. Garip huyları vardır ama zararsızdır.” dedi.

Onun açıklaması bizi tatmin etmese de yapacak bir şeyimiz yoktu. Kadının ev sahibi olduğunu biliyorduk. Bu yüzden yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu.

Komşumuzun açıklaması ikimizi de tatmin etmese de yapacak bir şeyimiz yoktu. Kadının ev sahibi olduğunu biliyorduk. Bu yüzden yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu.

Birkaç gün korkudan balkona çıkamadık. Her sabah aynı karga gaklamalarıyla uyanıyorduk. Komşumuzun kargalarını beslediğini artık anlamıştık.

Melis’le ikimiz, ayın hallerine ve insan üzerindeki etkilerine inanırız. Bu yüzden dolunayın olduğu bir akşam, balkonda kahvelerimiz eşliğinde oturuyorduk. Sakinleştirici bir müzik açmıştık ve gecenin tadını çıkartıyorduk.

Oturmaktan belim ağrımaya başladığında ayağa kalkıp balkonun demirlerine yaslandım. İkinci katta oturduğumuz için bahçeyi rahatlıkla görebiliyorduk. O sırada bahçeden bir karaltı geçtiğini gördüm. Korkuyla geri çekildim ve Melis’e seslendim.

Melis de oturduğu yerden kalkıp balkonun demirlerine dayandı. Aynı karaltı tekrar bahçede göründü. Sokak lambalarının ışığında, karaltının yan komşumuza ait olduğunu gördük.

Kadın, bahçedeki uzun dallı ağacın altında dolanıyor ve tuhaf hareketler yapıyordu. Bir süre sonra durdu. Hızlı adımlarla apartmana doğru ilerledi. Nefesimizi tutmuş, kapının açılıp açılmayacağını bekliyorduk. Ama kapı açılmadı. Kadın tekrar bahçeye çıktı.

Bu sefer elinde siyah bir poşet vardı. Ağacın altına geldi, bir tur etrafında döndükten sonra diz çöktü. Çıplak elleriyle toprağı kazmaya başladı. Küçük bir çukur açtıktan sonra poşeti içine koydu ve üstünü kapattı.

Karanlıkta, kadının sessizce ağacın dibinde oturmaya devam etmesini izledik. Yaklaşık on dakika kadar öylece bekledi. Sonra hızla ayağa kalktı ve apartmana girdi. Merdivenleri ağır ağır çıktığını ve dairesinin kapısını kapatışını duyduk.

Hayatımızın şokunu yaşamıştık. Kadında bir tuhaflık olduğunun farkındaydık ama bu kadarını beklemiyorduk.

Gecenin biraz daha ilerlemesini bekleyip sessizce evimizden çıktık. Komşumuzun ışıkları kapalı olsa da temkinli davranıyorduk. Ağacın dibine çöktük. Kadının gömdüğü yerdeki taze toprak kendini belli ediyordu.

Hızlıca kazmaya başladık. Poşeti bulduğumuzda hiç vakit kaybetmeden evimize geri döndük.

Eve girer girmez salona yöneldik. Poşetin içinde ne olduğuna baktık. Gördüklerimiz karşısında dehşete düştük.

Poşetin içinden çıkanlar:

-Karga tüyleri

-Bir kadının fotoğrafı

-Üzerine Arapçaya benzeyen bir dilde yazılar yazılmış bir ceviz kabuğu

Ceviz kabuğu sanki ateşte bekletilmiş gibiydi. Kadının fotoğrafında yüzü kırmızı bir kalemle çember içine alınmıştı. Çemberin dışında da aynı dilde yazılar yazılıydı.

Melis ile gördüklerimiz karşısında dona kaldık. Derin bir sessizliğin ortasında cama vuran yüksek sesle irkildik.

Cama vurma sesleri birbirini takip ediyordu. Korkuyla cama koştuk. Onlarca karga balkonumuzda dönüp duruyor, siyah kanatlarıyla cama vuruyorlardı.

Kargalar siyah gövdeleriyle bahçeden yükselip, tekrar kadının gömdüğü ağacın oraya iniyorlardı.

Korkuyla balkon kapısını sıkı sıkıya kapattık. Melis’le birlikte arka taraftaki odalardan birine geçtik.

Ne olduğunu anlamamıştık ama bir şey çok açıktı: Yaşananların hepsi yan komşumuzla ilgiliydi.

Fotoğrafı elimde tutuyordum. Fotoğraftaki kadın her kimse, komşumuzun ona büyü yaptığına emindik. İçimden bir ses, bu kadını bulmamız gerektiğini ve ona olan biteni anlatmamız gerektiğini söylüyordu.

Hayatımda daha önce hiç büyü görmemiştim. Ama poşetin içindekilerin normal olmadığına emindim. Komşumuz sadece tuhaf görünümlü değil, aynı zamanda kötü bir kadındı da. Bir insanın başka birine zarar vermek için bu kadar uğraşabilmesi beni dehşete düşürüyordu.

Eğer bir gün onunla ters düşersek, bize de aynı şeyleri yapabileceğini biliyorduk. Ne yapmalıydık, kime gitmeliydik, hiçbir fikrimiz yoktu. Kendimizi güvende hissetmiyorduk çünkü bu kadın hemen yan dairemizde yaşamaya devam ediyordu.

O gece hiç uyumadık. Yaz sıcağında bile tüm camları kapatıp oturduk. Evde olduğumuzu belli etmemeye çalışıyorduk. Sessiz geçen bir gündü. Yan komşumuz da evden hiç çıkmadı. Büyüsünü bulup bulmadığımızı biliyor muydu, emin olamıyorduk. Tek bildiğimiz, bu kadınla bir daha karşı karşıya gelmememiz gerektiğiydi.

Kapıdaki Karanlık

Ertesi gün akşam kapımız çalındığında korkuyla irkildik. Yavaş adımlarla kapıya gittim. Gözümü deliğe dayadığımda karşıda hiçbir şey göremedim. Dışarıyı gözetlerken kapı bir kez daha çalındı. Nefesimi tutarak geri çekildim.

Hiç kimse yoktu. Dedim ki: “Melis, kapıda kimse yok…”

Ama kapı çalmaya devam etti. Gürültüyle vuruluyordu. Melis ile birbirimize sarıldık, salonda bekledik. O anda hayatım boyunca unutmayacağım bir şey oldu: Tavandan aşağı doğru siyah bir tüy düştü!

Oysa poşetin içindeki tüylerin hepsini dün çöpe atmıştık. Bu tüy evde olamazdı. O an bir şeylerin ters gittiğini anladık.

Ani bir kararla evden dışarı fırladım. Yan komşumuzun kapısını çaldım. Kapıyı yumrukluyor, “Aç!” diye bağırıyordum. Kadın kapıyı açmadıkça daha da sinirlendim. Gürültü büyüyünce tüm apartman bizim kata doluştu.

Alt komşumuz neler olduğunu sordu. Yan komşumuz hâlâ kapısını açmıyor, içeriden ise “Gidin! Beni yalnız bırakın!” diye bağırıyordu.

Apartmanda Ortaya Çıkan Gerçekler

Yaşlı bir çift, “Bu kadın tuhaf,” dedi. “Geceleri evinden tuhaf sesler geliyor.”

Alt katta tek başına yaşayan başka bir adam da konuşmaya katıldı:
“Her sabah balkonumda siyah tüyler buluyorum. Kargaları beslediğine defalarca şahit oldum.”

Apartmanda herkes birbiri ardına konuşmaya başladı. Feyza Hanım’ın taşındığından beri türlü tuhaflıkların da apartmana taşındığını söylüyorlardı.

Kapıların geceleri açılıp kapandığı, kapıların kimliği belirsiz birisi tarafından çalındığı anlatılıyordu.

Sonunda apartman yöneticisi duruma el koydu:
“Herkes evine girsin. Yarın polise haber vereceğim.”

Trajik Son

Gerçekten de ertesi sabah polisler geldi. Kapıyı çaldılar ama Feyza açmadı. Evde olduğundan emindik çünkü hiçbir yere çıkmamıştı.

Bir süre sonra ambulans çağırıldığını öğrendik. Feyza’nın cansız bedeni evinden çıkarıldı.

Birkaç hafta sonra, ani bir kalp krizi sonucu öldüğü söylendi.

Evini boşaltmaya eski erkek arkadaşı geldi. Yanında bir kız vardı. O kız, daha önce fotoğrafını gördüğümüz kadındı!

Daireden eşyaları çıkartırken, bir sürü karga tüyü ve ceviz kabuğu da bulundu.

Melis ile birbirimize baktık. İçimiz ürpermişti. Çünkü bildiğimiz tek şey vardı: Tüylerin düşürdüğü sır, Feyza Hanım’la birlikte yok olup gitmemişti….

Reaksiyon Bırak

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir