Çarşamba, Temmuz 29, 2026
Gizemli OlaylarKaranlıktan GelenlerTerk Edilmiş Mekanlar

Kimsesiz Adam

Birinci Gece

Tekerleklerin gıcırtısı azalmıştı ama istediği kadar değil… Yaşlı adam yine de “olduğu kadar” deyip harekete geçti. Kağıt toplayıcısı, 18 yıldır bu metropoldeki binlerce kağıt toplayıcısından biriydi. Uzun zaman önceydi… Karısı, iki çocuğuyla birlikte evi terk edeli çok olmuştu. O günden beri hep yarım kalmıştı.

Kötü bir adam değildim aslında…” diye geçirdi içinden ihtiyar. Evet, kötü biri değildi o. Ama iyi olmak, bir aileyi bir arada tutmaya yetmiyordu. Sorumluluklarını taşıyamamıştı. Alkol sorunu da işin içine girince karısını durdurabilmek mümkün olmamıştı.

Kaç sene oldu çocuklarımı görmeyeli? Hatırlamaya çalıştı ama hatırlayamadı. Onları en son gizlice gördüğünü hayal meyal anımsıyordu.

Lanet olası tekerlekler hâlâ gıcırdıyordu. Biraz daha ilerledi ihtiyar. Sonunda, şehrin merkezi bölgesini az geçince her zaman durduğu köşeye ulaştı. Çok beklemeyecekti, biliyordu. Nitekim beklediği misafir görünmüştü bile…

Kara, tipik bir sokak köpeğiydi. Tıpkı yaşlı adam gibi, o da düzenliydi. Her gece buluştukları bu köşede, adam torbasından çıkardığı ıslak ekmek parçalarını ve birkaç kemik parçasını köpeğe bıraktı. Köpek, hafif bir iniltiyle teşekkür edercesine yemeğini yemeye başladı.

Kara garip bir köpekti. Ne evine gelir ne de uzaklaşırdı. Her defasında onu evine götürmeye çalışan yaşlı adamın elinden kaçmış ama ertesi gece tekrar buraya gelmişti. En sonunda ihtiyar da onu evine götürme çabalarından vazgeçmişti.

Kara onun sahibi değildi; iş arkadaşı olmuştu.

Boş Arsa, Kertenkele ve Kara’nın Tepkisi

Geceleri çalışmak, sabaha kadar süren bir mesaiydi onun için. Kağıtçı dayıydı esnafa göre. Alçak sesle türkü söylerdi. Kuyruğunu sallaya sallaya yürüyen Kara da önünde olurdu. Hayatı buydu onun: “Ekmeğimi çöpten, dostumu hayvandan bulurum.

Gecekondu mahallesinin arkasındaki boş arsaya vardığında konteynerlerin dolu olduğunu biliyordu. Yanına vardığında bir ses duydu. Hemen demir çubuğunu çekçekten çıkarıp sesin geldiği yöne gitti. Bir yılan gördü ve refleksle çubuğu başına indirdi. Yılan konteynerin altına kaçtı.

Kara, sürekli havlıyordu. Etrafında dört dönüyordu. Sanki onu oradan uzaklaştırmak ister gibi davranıyordu. Ama yaşlı adam onu umursamıyordu.

Sonunda çubuk darbeleriyle o hayvanı öldürdü. Fakat bu bir yılan değildi. Gördüğü en büyük kertenkeleydi. Kara, bu kez garip sesler çıkararak karanlığa doğru kaçtı. Korkmuş olmalıydı.

İkinci Gece: Kara Ortada Yoktu

Sabaha karşı evine döndü. Kağıtları ayırdı, votkasından bir yudum aldı. Kanepede uzanmıştı. Gün ağarmak üzereydi.

Kapıdan bir ses geldi. İrkilmişti. Kapıyı kapattığından emindi. Yattığı yerden kalkmak istedi ama kıpırdayamıyordu. Ses gittikçe yaklaşıyordu. Sürünerek gelen birinin ayak sesleri… Sonunda kapıda yıllar önce kendisini terk eden karısını gördü.

Kadın hiç yaşlanmamıştı. Saçları dağınık, üzerinde kırmızı bir tunik vardı. Elleri arasında ise bir taş parçası tutuyordu. Ama bu bir taş değildi. Dikkatli bakınca, kadının elindeki şeyin kendi kafası olduğunu fark etti.

Kadın, başını ihtiyarın kafasına indirdi. O an çığlık atarak uyandı. Kanepeden düşmüştü. Gördüğü şey bir kâbustu.

Kara Nerede?

Ertesi gece Kara buluşma yerine gelmemişti. Yarım saattir bekliyordu. “Hastalandı belki,” diye düşündü. İşine devam etti.

Her zaman önünden geçtiği yarım kalmış inşaata yaklaştığında Kara’yı gördüğünü sandı. “Kara, oğlum,” diye seslendi. Köpek ona baktı, boynunu eğdi ve inşaata doğru havladı. Ardından içeri girdi. İhtiyar da tereddütsüz peşinden…

“Kara, neredesin oğlum?”

Sokak lambalarının cılız ışığı yetmiyordu. Tekrar seslendiğinde, bir ses arkasından geldi:

“Bura dayı…”

Döndüğünde Kara’yı karşısında gördü. Sabit durmuş, gözlerini ona dikmişti.

Kara, sen misin?” diye seslendi tekrar. O an köpek, üzerine atladı. Vücudu büyüdü, kafası kaplan gibi oldu, gözlerinden alevler fışkırıyordu.

Ölüm ve Lanet

İhtiyar geri adım atmak istedi ama arkasındaki kolun boşluğunu fark edemedi. Demir çubukların üzerine sırt üstü düştü. Üç demir çubuk, sırtından girip göğsünden çıktı.

Kara, çukurun başında dikiliyordu. İhtiyar inliyordu.

Kara değilsin sen…

Köpek sanki gülümseyerek konuştu:

“Sen pek akıllı değilsin… İnsan, ne cesaretli. Oğlumu öldürdün. Dün gece kertenkele sandığın benim oğlumdu. Bizden birini öldürmenin cezası ölümdür.”

O an ihtiyar her şeyi anlamıştı. “Bizden biri” dediğinde, kimden bahsettiğini…

Allah aşkına yardım et! Bilmiyordum!

“Bilsin diye sana akıl verildi! Bahanen yok!”

Köpeğin yanına başka köpekler geldi. Hepsi simsiyah… Hepsi, ölüme yaklaşan yaşlı adama sırıtarak bakıyordu.

“Tıpkı rüyadaki gibi…” diye düşündü yaşlı adam. Kımıldayamıyordu. Ölüyordu.

Son sözleri, bir dua gibi içinden fısıldandı:

“Allah’ım… Bu kabus olsun… Ne olur uyanayım…”

Ama uyanamadı…

Ertesi Gün

Cesedi ertesi gün bulundu. Çevredeki esnaf pek ilgilenmedi. Asıl dikkat çeken şey, ölüm günü boyunca ona eşlik eden köpeğin, başka köpekler tarafından boğazlanarak öldürülmüş olmasıydı.

Reaksiyon Bırak

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir