Merhaba, ismim Fırat, 22 yaşındayım ve yıl 2017. İstanbul’da yaşıyorum, en iyi arkadaşım Mustafa’yla aynı evde kalıyoruz. Mustafa benden bir yaş büyük. Aileme yakın bir evde oturuyoruz, aynı zamanda Mustafa ile aynı fabrikada çalışıyoruz. En bacanak sayılırız yani kız arkadaşlarımız kardeştir. Kurban Bayramı’na çok az kalmıştı, fabrikadan bayram tatili herkese verilecekti.
Beklenmedik Bir Bayram Planı
İş çıkışı servis bizleri evlerimize bıraktı. Biraz oturup dinlendikten sonra Mustafa, “Hadi etrafı topla da ben de yemek yapayım” derken telefon çaldı. Arayan babamdı. “Efendim baba” dedim. “Evlatlar, gelin bu akşam bizde yiyelim yemeği” dedi. “Olur, geliriz baba” dedim. Mustafa’ya dönüp “Hadi yine iyisin, bugün bizde yiyeceğiz yemeği” dedim.
Hemen evden çıkıp ailemin yanına gittik. Yemekte babam, “Bayram geldi geliyor, var mı bir plan?” dedi. Mustafa Kastamonulu’ydu, ben ise Kütahyalıyım. Mustafa “Köye Kastamonu’ya giderim ben belki” diye laf attı. Babam da “Evlatlar, bu Kurban Bayramı’nı Kütahya’da köyde geçirelim, size uyar mı?” dedi. Ben hemen lafa girdim, “Olur baba, süper olur hatta!” dedim. Mustafa da “Fırat öyle diyorsa bana da uyar” dedi.
Yemekten sonra hep birlikte oturup çay içtik. Biraz sohbet ettikten sonra Mustafa’yla kendi evimize gittik. İki sokak arkada ayrı bizim evimiz. Televizyon falan izledik, bizim köyden bahsettim, bayağı methettim. Güzel köydür köyümüz, ismini vermeyeceğim, bilindik bir köy, nüfusu 2.600 kadar. Konu konuyu açarken esrarengiz konulara döndü sohbet. Mustafa benden biraz daha meraklıdır bu tür konulara. Saat gece ikiye giriyordu. “Mustafa, bırak şimdi bu cin min konularını da yatalım artık, yarın iş var” dedim. Yarın da çalıştık mı izin başlıyordu. Yattık uyuduk.
Köye Doğru Yolculuk
Sabah oldu, giyindik, kahvaltı yaptık, daha sonra servis saati geldi. Servisle iş yerine vardık. O günkü çalışmamız da kazasız belasız bitti ve akşam oldu. On günlük uzun bir izne çıkmıştık. Babama telefon açtım, “Baba, on gün kadar izin, biz önden gidelim mi?” dedim. Babam da “Yok, yarın hep birlikte çıkarız yola” dedi.
Yola çıkma vakti gelmişti. Yola çıktığımız gün yağmur yağıyordu. Mustafa’ya köyden bahsediyordum, “Av yaparız, zaman geçiririz” diye anlatıyordum. Köyde bizi bekleyen babaannem ve dedemi görmek için sabırsızlanıyordum. Yedi-sekiz saatlik yoldan sonra köye vardık. “Hoş geldin, meş gittin” muhabbetleri geçti, biraz hasret giderdik. Epey özlemişim buraları. Bilirsiniz ya, köyde herkes birbirini tanır. Beni görenler “Hoş geldin” diyordu, Mustafa yabancı olduğu için de “Sen kimlerdensin?” diye soruyorlardı sürekli. Bu sorular bayağı baymıştı bizi.
Daha sonra eve geldik. Mustafa’yla benim odamda sohbet ettik. Eskişehir’den ve İzmir’den akrabalar gelmişti. Malum Kurban Bayramı’na az kaldığı için köy gittikçe kalabalıklaşıyordu. Halalarımın üç oğlu vardı, tabii benden iki-üç yaş küçükler. Mustafa’yla bize dahil oldular.
Asker Eğlencesine Giden Yol
Ertesi gün kalktık, elimizi yüzümüzü yıkadık. Çok güzel bir sabahtı. Köy daha çok kalabalıktı, ev insan kaynıyordu. Aile büyüklerim çok mutlu olmuştu çünkü bayramdan bayrama görebiliyordu evlatlarını. Sonra annem ve halalarımız komşulara gittiler. Babam ve eniştemler de kahvehaneye gittiler. Biz de babamın izniyle arabasını aldık, köyün tekelinden alkol alıp dağa çıktık. Ateş yakıp sohbet ettik. Bir-iki saat geçmeden telefon çaldı. Arayan komşu köyden Lütfü’ydü. “Buyur kardeşim” dedim. “Fırat’ım, asker eğlencem var yarın akşam, buyur gel.” “Hay hay” dedim, sözleştik ve telefonu kapattık. Lütfü ile küçükken ilkokulda bir yıl aynı sınıfta okumuştuk, oradan bir tanışıklığımız var yani.
Neyse, o akşam ateşi söndürüp eve geçtik. Alkol aldığımız belli olmasın diye evin avlusunda oturduk. Ev halkına pek yaklaşmadık. Ev halkı yavaş yavaş sağa sola dağıldığında biz Mustafa’yla odamıza geçtik. Biraz muhabbetten sonra yatıp uyuduk.
Sabah oldu, kahvaltı yaptık falan derken öğlen oldu. Köyde biraz vakit geçirdikten sonra akşamüstü söz verdiğim asker eğlencesine gitmek için babamdan arabayı aldık. Ben, Mustafa ve üç kuzenimle birlikte Lütfü’lerin köyüne doğru yola çıktık. Bizim köyle onların köyü arasında yedi kilometre kadar mesafe var. İki köyün arasında tek bir yolu var, iki dağın arasında tek girişli dar bir dağ yolu var.
Neyse, Lütfü’lerin köye vardık. Asker eğlencesi kurulmuştu. Yemek yedik, meydana çıktık, oynadık, zıpladık derken saat gece 23 olmuştu. Bizim kuzenimin babası yani eniştem aradı. Eniştem bayağı kızmıştı kuzenime, “Saat kaç oldu, neredesiniz?” diye basmıştı fırçayı. Ben de eniştem çok kızmasın kuzenlere diye babamı aradım. Babama durumu anlattım, kuzenlere arabayı vereyim, onları önden yollayacaktım, ben de Mustafa’yla birlikte eğlence sonrası yürüme gelecektim köye. Babam “Tamam, ver araba onlara ama dikkat etsinler” deyip telefonu kapattı. Yine de arabanın torpido gözünde bulunan babamın silahı vardı. Silahı yanıma aldım, ne olur ne olmaz çocuklarının eline geçer diye.
Gizemli Işık ve Korkunç An
Kuzenleri yolladıktan sonra biz eğlenceye devam ettik. Saat gece ikiye geliyordu, eğlence de bitmek üzereydi. Lütfü’ye asker harçlığı diye biraz para verdikten sonra Mustafa’yla biz yola çıktık. Lütfü’lerin köyünden bayağı uzaklaşmıştık. İki dağın arasındaki ıssız yolda yavaş yavaş ilerliyorduk. Mustafa “Oğlum biter mi bu yol, yedi kilometre lan, araba verilir mi çocuklara?” deyip söyleniyordu. Bir de dağlardan çan sesleri geliyordu. Ben de Mustafa’ya “Oğlum ama söylendin ha” dedim. “Yarın işe gitmeyeceğiz bir şey yapmayacağız, eve gidince vurur kafayı yatarız” dedim. Zaten tek şeritli yol, “İlla bizim şeye bu saatte bir araba geçer” dedim.
Yaklaşık yarım saat kadar yürümüştük, komşu köyü artık geride bırakmıştık. Mustafa telefonun arka fenerini yaktı, her yer zifiri karanlıktı. Bir de müzik açtı, birer tane sigara yaktık, sohbet ede ede gidiyorduk. Bize yakın bir noktada dağın içinde beyaz bir ışık belirdi. Mustafa bana “Fırat, şuradaki ışığı sen de görüyor musun, ne o?” diye sordu. “Boş ver oğlum, gece gece bize ne ışıktan” dedim. “Fırat baksana ay gibi parlıyor” dedi Mustafa. “Dur şu sigaraları içelim de yakından bakalım” dedi. Ben de “İşin mi yok oğlum, seni bırak eve gidelim, ne işin var senin ışıkla” dedim. “Ne oldu korktun mu?” diyerek Mustafa beni gaza getirmeye çalıştı.
Sigaralardan birkaç duman daha çekip başladık dağa doğru tırmanmaya. Epey bir tırmandıktan sonra hayatım boyunca bir daha hiç unutmayacağım o manzarayla karşılaştım: Bir küp altının etrafında üç tane kara çarşaflı kadın çökmüş bir şeyler söylüyordu. Biz bu manzarayı gördüğümüzde dakikalarca tırmandığımız dağı sanki bir dakikada aşağıya indik. Dağdan aşağıya inerken yuvarlanmaya başladık, ekin tarlasına düştük. Düştüğümüz yerden toparlanıp kalkarken kafamı bir kaldırdım ki, kara çarşaflı üç tane kadın tarlanın başında bize bakıyorlardı. Üçü de hep bir ağızdan “Boynundakini çıkar!” diye bağırmaya başladılar. Elimi boynuma attığımda o güne kadar süs olarak taktığım Cevşen’in olduğunu fark ettim.
Kaçış ve Gizemli Yardımcı
Hemen Mustafa’yı yerden kaldırdım ve koşmaya başladık. Normal yola kadar indik. Normal yoldan tüm gücümüzle koşuyorduk. Bayağı yorulmuştuk, yine de durmak istemiyorduk. Hızlı adımlarla köyümüze doğru ilerliyorduk. Biz yolumuza devam ederken, bizim buralarda “pat pat” derler, bir tarım aracı arkamızdan gelmeye başladı. Durması için el ettim, adam hemen durdu. Arkasına atladık ve “Devam et dayı” dedik. Adama yaşananlardan hiç bahsetmedik.
Yolumuza devam ediyorduk. Adam bize hangi köyden olduğumuzu sordu. “Filanca köyden” diye söyledim. Ben de adama muhabbet olsun diye hangi köyden olduğunu sordum. “Çeşmepınar köylüyüm” dedi. Daha önce hiç böyle bir köy ismi duymamıştım bu yakınlarda, yine de üstelemedim. Benim sormama rağmen adam köyünün nerede olduğunu söyledi: “İleride şu dağın ardında çadırlarım var, oradaki keçilerim var benim.” “Yorgun gördüm sizi, isterseniz gelin benim eve gidelim, orada biraz dinlenin, sabah sizi evinize bırakırım” dedi adam. Adamın bu ısrarcı tavırları iyice korkutmuş bizi, yine de bozuntuya vermedim. “Yok dayı, bizim köye zaten fazla kalmadı, şurada indirsen bizi, biz yürüme gideriz köyümüze” dedik.
Adam durmuyordu, ne hikmetse boynuma baktı ve bana dedi ki, “Boynundaki ağır gelmiyor mu sana? Çıkarsana!” diye bağırarak. O an pat patın arkasından hemen atlayıp koşmaya başladık. Bizi atlayınca pat pat olduğu yerde durmuştu. Biz hiç arkamıza bakmadan koşmaya devam ettik. Şükürler olsun köye vardık. Köye vardığımızda hemen eve gidip odamıza gidip yattık. Ne ben ne de Mustafa uyuyamıyordu. Ben olanların bir rüya olduğunu düşünüyordum, ne yazık ki rüya değildi.
Dedemin Açıklaması
Sabah olduğunda bu olayı ilk dedeme anlattım. Dedem anlattıklarıma hiç de şaşırmamıştı. “Geldiğimiz yoldan geceleri kimse geçmezmiş, orası cinlerin mesken tuttuğu bir yermiş evladım. Gece gece o yoldan gelinir mi? Boynundaki Cevşen korumuş sizi, Allah’a şükürler olsun” dedi. Hayatımda ilk kez böyle bir olay yaşadım…
















