Çarşamba, Nisan 15, 2026
Cinci HocaDefine HikayeleriKaranlıktan GelenlerMusallatZiyaretçiler

MÜHÜRLÜ DEFİNE HARİTASI

Selamünaleyküm. Adım İbrahim. Bana Maraşlı İbo derler. Kahramanmaraş merkezde oturuyorum. Doğma büyüme buralıyım. Yaşadığım olayları amcamın oğullarıyla beraber yaşadım. İsimleri değiştirerek vereceğim, bazı yerlere zarar gelmemesi için.

Normal bir yaz günü, sabah erkenden uyandım. Babam ve amcamın sesiyle… Bizim balkonda oturmuşlar, çay içiyorlardı. Aralarında hararetli bir konuşma geçiyordu.

Amcam:
“Ya kardeşim, gel tekrar deneyelim. Bu sefer hoca falan bulur, öyle gideriz. Bak bu işi ben yapmaya kararlıyım. Ama sen… siz de yapmak istemiyorsunuz. Hatırlıyorsan, eğer birimizden biri işe girerse herkes etkilenecek. Ben bu sorumluluğu alamam. Hem devletten izin alır, öyle kazarız. Çıkacak hazine değerli. Bizde kalacak kısmı bile zengin olmamıza yeter.”

Babam:
“Yahu abi, canımızı zor kurtardık. Sen neyden bahsediyorsun? Babam da ölmeden önce ‘sakın aramayın’ demedi mi? Onlar da bunu yaşamış. Bu bir lanet. O hazineyi o zaman gömmüşler. Kâfirmiş. Kâfir malından hayır mı gelir? Diğer kardeşlerimiz de kabul etmez. Etse de ben etmiyorum. Gelsen de vazgeç. Unutulmuşken bu işi tekrar hatırlatma. Diğerlerini de sıkıştırma. Para insanın aklını bulandırır. Gel bu haritayı yakalım, yok edelim. Satmayı falan da düşünme. Başkasının vebaline girmeyelim.”

Amcam:
“Kardeşim, bak haklısın, haklısın ama senden habersiz ben bir hocayla görüştüm. O bu iş olur dedi. Olacakları da anlattı bana. Risk tabii var ama kim bedavadan zengin olmuş? Hem ben haritayı yakında hocaya götüreceğim. Tılsım falan var mı, kontrol ettireceğim.”

Babam:
“Sakın bana tarlamızın oradaki ağaçtan haritayı çıkardığını söyleme. Onu oraya gömene kadar canımız çıktı. Bin musibet geldi başımıza, hâlâ akıllanmadın. Onu görmesek bizi rahat bırakmayacaklardı. Hatırlıyorsun değil mi yaptığımız anlaşmayı? Hatırla. Eğer bu işe öncülük edersen seninle bir daha konuşmam. Haberin olsun. Bu konuyu burada kapatalım.”

Bu konuşmayı can kulağıyla dinledim. Yaptığım bir gürültüyle konuşmalarını kestiler. Bir bardak da çayı ben alıp yanlarına geçtim. Amcam:

İbo yeğenim nasılsın? İş güç yok mu? Askerden geldin geleli gözükmüyorsun.

Ben de:
“Amca iş arıyorum ama istediğim işi bulamadım. Artık ne olursa olsun çalışırım modundayım. Sizinkiler ne yapıyor? Yakında ziyaret edeceğim, askerden döndüm döneli görüşme fırsatım olmadı onlarla.”

Amcam:
“Valla evde oturuyor. Benim oğlan diğer yeğenle arada kahveye falan gidiyorlar. İşsiz güçsüz dolanıyorlar. Bir ara toplanın da iş bulmaya gidin beraber. Genç delikanlı adamlarsınız. Hâlde ya da depolarda hamallık yaparsınız. 1-2 ayda para kazanırsınız.”

Amcamın bu konuşmalarından sonra babam da ona destek verdi. Bu muhabbetten sıkıldım:

“Tamam amca, gider çocukları toplar iş ararız. Gerekirse yatılı çalışırız, ne olacak? Hepimiz bekar adamlarız. Hem yaşımız da geçmeden bir düzene gireriz.”

Deyip yanlarından kalktım.

Mahallenin yolunu geçince bir sigara yakıp kafamdaki düşüncelerle boğuşmaya başladım. Neydi bu define haritası, neydi bu işin gizemi ve neydi tehlikeli olan?

Arka arkaya 3 tane sigara içtim. Ciğerlerim yanınca dalgınlığım geçti. Bizim buradaki bir parkta oturdum. Kafamda işleri kurguladım: Ne kadar para lazım olurdu bir düğün yapmak için? Evi dizmek, kira vesaire… Ne kadar para gerekli? Kaç senede bu işler rayına oturur?

Sonra işin sonu “ömrümden ömür gittiğini görmek” olunca, zaten asıl sen kafam ile bu define işini gözüm kesti. Ama dedikleri şeyler beni korkutmuştu. Tek başıma karar verebileceğim bir iş değildi.

Amcaoğullarının evine gidip tek tek çağırdım. Hakkı, babamın abisinin oğlu. Yaşımız aynı. Alemdar, bizden 2 yaş küçük. Babamın küçük kardeşinin çocuğu. Alemdar yaşça bizden küçük olmasına rağmen bizden daha kalıplı biri.

Beraber olduğumuz zamanlarda, 15-16 yaşından beri köye gidip ekip biçme işlerinde çalıştık. Balya yükleyip indirerek güzel harçlıklar biriktirdik. Allah razı olsun işverenden, abimiz kebabından tatlısına kolasına kadar önümüzden eksik etmezdi. Çalışırken terlemediğimiz yerimiz kalmazdı ama paranın ne kadar zor kazanıldığını biliyorduk.

Tabii bu kadar hızlı geçen hayatın bir de getirileri var. Yazın çalış, diğer vakitler okul hayatını yaşa. Dini olarak bilgimiz, din kültürü dersini geçmez. Dine laf söyle etmeyiz ama pek de bilmeyiz. Allah affetsin.

Amcaoğullarını parkta topladım. Öyle böyle sohbet etmeye başladık. Konuyu nasıl bağlayacağımı bilemiyordum. Belki bu işte benden çok bilgileri vardır. Benim babam anlatmadı diye, onlarınki anlatmayacak anlamına gelmez.

Ben de konuyu defineye falan getiriyordum fakat kimse bizim konuyu açmıyordu. Kimseden tık gelmedi. Konuyu paraya getirdim. Bu kısımda herkes dertli. Uzun uzun konuştuk.

En sonunda o kadar zaman geçti ki bir kebapçıya gitme kararı aldık. Bu arada kebapçı, bizim için lükstü. Her zaman yemeğe durumumuz olmuyor her zaman. Bir gün zengin olursam, gözüm doyana kadar yiyeceğim diye hayal ederdim.

Artık konuya girmek istiyordum. Kebaplar önümüze geldi. Amcaoğlu:

“En son ne zaman yedim, hatırlamıyorum. Para kazanmak zor bu hayatta.”

Alemdar lafa girdi:

“Size bir şey diyeceğim ama aramızda sır olarak kalacak. Düğümleri gömelim. Sonra müsait yerde anlatacağım.”

O an anladım konunun, benim konuyla alakalı olduğunun. Alemdar da ne sıkı adammış. Bu zamana kadar hiç renk vermedi.

Oraya yakın bir parka gittik. Marketten kola, çekirdek falan aldık, oturduk parkın bankına. Alemdar kızarıp bozarıyor, daralıyor.

Ben de lafa girdim:

“Oğlum şekilden şekle girdin, anlatsana biz de merak ettik. Anlat hele.”

Amcaoğlu:

“Bu konu için yemin ettim anlatmayacağım diye. Şimdi vicdanımla çelişiyorum, çıkamıyorum. Anlatsam mı, anlatmasam mı?”

Alemdar’ın yüzünden belli. Defineyle ilgili de mi?

“Ben biliyorum zaten konuyu. Kendini kasmana gerek yok. Bildiğin ne varsa anlat.”

Sırlara Açılan Kapı

“Tamam tamam, anlatıyorum… ama sen nereden biliyorsun bu define olayını?” diye sordu bana.
“Sen orasını boş ver, bildiklerini anlat.”

Alemdar anlatmaya başladı:

“Zamanında babam kabuslar görüp sayıklıyordu. Annem bir hocayla konuştu. Hoca geldi, okudu, yazdı ve sonra gitti. Bana da annem bu konuyu kimseye söylememem karşılığında anlattı.

Meğer zamanında bizimkiler bir define peşine düşmüş ama neyle karşılaştılarsa artık, bu işe tövbe etmişler.

Ama problem şu ki bu defineyi nasıl bulacağımızı bilmiyorum. Benim bildiklerim bu kadar. Sen nereden biliyorsun bu konuyu? Anlat hele.”

Ben de anlatmaya başladım. Amcamla babam ben yatarken balkonda konuşuyorlardı, duydum. Haritanın yerini de öğrendim. Ama anlatmazsam vicdanım beni rahat bırakmaz. Defineyi bulduklarında bir şeyler yaşamışlar. “Biri”, “varlık” falan bir şeyler dediler ama tam hatırlamıyorum ayrıntılarını.

Biz Alemdar’a anlatırken Hakkı lafa girdi:

“Ulan Alemdar, elinde böyle bir şey vardı da bunca zamandır ne diye sürünüyoruz? Niye anlatmadın?

Bana bak İbo, ya öğrenir öğrenmez geldi, işin ucunda para varsa ben varım. Alemdar’ı bilmem. Gerekirse 2 kişi yine yaparız.”

İbo:

“Alemdar, amcaoğlu ayıp ediyorsun ama. Ben sizi yarı yolda mı bırakacağım? Ben sadece tehlikeli demek istiyorum.”

Hakkı karşılık verdi:

“Lan evdekiler o kadar daralıyor ki, ben ya canıma kıyacağım ya da kaçacağım evden. Evsiz olarak yaşayacağım. Kafayı kırdım artık.

Sen dersen ki tehlikeli, o zaman sana kimse tavır koymaz. Ama olur da bulursak sana da pay vereceğiz, önemli değil.”

Hakkı’nın söyledikleri biraz hayatımın özeti gibiydi. Sadece ben onun kadar kafayı yememiştim.

Gizli Plan ve Köy Yolculuğu

O gün aramızda karar verdik. Ben haritanın yerini söyledim. Üçümüz de ailelerimize, “iş bulduk, yatılı çalışacağız” diyerek yalan söyledik. Amacımız, bu işin peşinden koşmaktı.

Hazırlıklarımızı yapıp köyün yolunu tuttuk. Üçümüz de çok küçükken köye gitmiştik. Köydekilerin şu an bizi tanıması mümkün değildi. Yıllardır ne biz, ne de ailemiz köye uğramamıştı.

Köye vardık. Önce kahvehaneye uğrayıp birer çay içtik. Köyün nabzını yokladık. Haritayı gece çıkartacaktık. Eğer evin etrafında gündüz dolaşırsak köylüler şüphelenip ailelerimize haber verebilirdi.

Kahveden çıktıktan sonra akşam olana kadar tarlamızın oradaki armut ağacının dibinde beklemeye başladık. Hava karardı, artık görünmediğimizi düşününce kazmaya başladık.

Saatler geçti, gece ilerledi. Ama hâlâ haritayı bulamamıştık. Çok derine indiğimizde, zor bela sabaha karşı haritayı bulduk. Hava aydınlanmadan köydeki evimize gittik. Ölü gibi yattık. Çok yorulmuştuk ama elimizde nihayet harita vardı.


Sandıktaki Muska ve Korkutan Yazı

Harita küçük bir sandığın içindeydi. Bir de muska vardı. Haritanın en alt kısmında ise saman üzerine yazılmış bir kâğıt duruyordu.

Kâğıdı açıp okumaya başladım. Cümle cümle yazmayacağım, genel özet olarak şunlar yazıyordu:

Bu haritayı bulan ya da çıkaran kişi bilsin ki bu bir define hazinesidir ama efsunludur.
Onu koruyan çok güçlü bir ifrit vardır.
Zaman geçtikçe, o hazinenin enerjisiyle gücüne güç katmıştır.
Eğer bu yazıya inanmayıp o hazineyi çıkarmaya çalışırsanız canınızdan olursunuz.
Daha önce biz çıkarmaya çalıştık, anlaşma yaptık, canımızı zor kurtardık.
Oranın ilmini bilen bir hoca bu ülkede yok.
Boşa kandırılmayın.

Bu yazıyı akşam okuduğumuz için çok etkilendik. Gündüz olunca korkumuz biraz azaldı. “Bu işi nasıl çözeriz?” diye kafa kafaya verdik.

Hatay’da Büyücü Arayışı

Karar verdik: Hatay’a gidip ün salmış bir büyücü bulacaktık. Ancak define haritasından bahsetmeden şöyle sorduk:

“Güçlü bir ifriti yok edecek, onu kontrol altına alabilecek birini nasıl bulabiliriz?”

Adamın ilgisini çekmek için de:

“Eğer bu işi yalan atmadan gerçekten yaparsa, güzel bir para ödeyeceğiz,” dedik.

Adam kısa bir sessizlikten sonra konuştu:

“Bana yardımcılarım fısıldadı… Siz bir define peşindesiniz. Bu işin ehli bir Suriyeli büyücü var. Sadece o çözer.”

Onun Türkiye’ye gelmesini sağladık. Türkçe bilmiyordu. Aramızdaki tüm konuşmaları diğer büyücü tercüme ediyordu.


Tüyler Ürperten Hazırlıklar

Kazmaya gitmeden önce, büyücüler bazı hazırlıklar yapacaklarını söylediler. Derilerden muskalar hazırladılar. Küçük bir kamyonet kiralayıp içine:

  • Kara keçi
  • Kara tavuk
  • Kara koyun

gibi hayvanlar aldılar.

Yolculukta hocalar arkada hayvanlarla, ben önde gidiyordum. Yolda hararetli tartışmalar yapıyorlardı. Bir noktadan sonra araları bozulmuş gibi susup kaldılar.


Terkedilmiş Rum Köyü ve Kilise

Sonunda eskiden Rumların ve Ermenilerin yaşadığı terkedilmiş bir köye geldik. Eski bir kilisenin yakınlarında, kuytu bir yere aracı park edip yürüyerek kiliseye gittik.

Önce karnımızı doyurduk. Sonra tepenin üzerine çıktık. Sonradan dikildiği belli olan üç ağaç dikkat çekiyordu.

Her birini tek tek inceledik. Sonunda büyücülerin “burası” dedikleri yerde kazıya başladık. Kazdıkça:

  • Üzerinde işaret ve sembol olan taşlar
  • Gömülü büyük bir kaya

çıktı.

Büyücüler sonra hayvanları getirdi. Çevreye çemberler çizdiler:

  1. Horozu kestiler, kanıyla küçük çember çizildi.
  2. Keçiyi kestiler, onun kanıyla daha büyük bir çember çizildi.
  3. İç organlar kazı alanının yakınına yerleştirildi.
  4. Kara koyun, kapının önüne canlı olarak bağlandı.

Çağırılan Varlık

Büyücüler Arapçaya benzemeyen bir dille bağırmaya başladılar. Sanırım ifriti çağırıyorlardı. O sırada kara koyunun:

  • Ağzından ve gözünden kan geldi,
  • Hayvan yere yığıldı…

Karşımıza çıktı. Tüyleri kaktüs dikeni gibi, gözleri kıpkırmızı, uzun dişli bir varlık…

Koyunu ikiye yarıp iç organlarını yemeye başladı. O sırada büyücüler ani bir hareketle çemberin dışına çıktılar. Çıkar çıkmaz arkalarında simsiyah varlıklar belirdi.

Koruyucu ifrit hareketsiz kaldı.

O an anladım: Büyücülerin hedefi define değil, o ifriti ele geçirmekmiş!

Cinle Yüzleşme ve Teklif

Olan biteni anlamaya çalışırken ben de bir refleksle çemberin dışına fırladım. Üzerimdeki muskaları yere attım. O anda tuhaf bir şey oldu…

Cin hâlâ koyunun iç organlarını yiyordu. Ama bir anda göz göze geldik. İstemsizce ona doğru yürümeye başladım.

Cin elini alnıma koydu. Bu benim iradem değildi.

Beni amcaoğullarıma, büyücülere doğru çevirdi ve izlememi sağladı.

Birden büyücülerin bedenlerinde derin kesikler oluşmaya başladı. Kanlar süzülüyordu… Ama tuhaftı: Adamların yüzünde en ufak bir acı ifadesi yoktu. Hiç hareket etmiyorlardı. Adeta başka bir dünyaya geçmişlerdi.

Cin kafamın içinde konuşmaya başladı:

“Bak Adem oğlu… Sayenizde bugün burada eğlenme fırsatım oldu. İçerideki hazineden size bir miktar vereceğim. Bu ufak bir zenginlik sağlar ama… daha fazlasını isteyen canından olur.

Bir şartım var. Bana daha fazla kurban getireceksiniz. Bu büyücüler artık hayal âleminde hapsoldular. İstersen git boğazlarını kes, hiçbir şey hissetmezler.


Geri Dönüş ve Kaçış

Bir anda kendime geldim. Amcaoğullarımın yanına gidip üzerlerindeki muskaları çıkardım.

Gözlerini açtıklarında olanları gördüler ve şok geçirip bayıldılar.

Cin, büyücülerin yanına doğru yürüdü. Uzun tırnaklarını boyunlarına sapladı ve kafalarını kopardı.

Amcaoğullarımdan o sırada olanları daha sonra dinledim. Meğerse:

  • Çemberin içindeyken büyücüler onları hayal âlemine hapsetmiş.
  • Onlar, cinin zincire vurulmuş olduğunu, hazinenin açıldığını, cini eziyet ederek kontrol altına aldıklarını sanmış.
  • Kendilerini büyük bir zaferin parçası gibi görmüşler.

Bense gerçek olanı yaşamıştım. O sırada Hakkı aracı getirmişti. Ama biz o lanetli sandıktan tek bir parça bile almadan oradan kaçtık.


Göz Perdemiz Açıldı

O gece, o defineye dokunmadık.

Hiçbir anlaşma yapmadık.

Ama o olaydan sonra hayatımız sonsuza dek değişti…

  • O varlıkları artık her yerde görüyorduk.
  • Göz perdemiz açılmıştı.
  • Bir eve girsek, bir dükkânda dursak bile etrafımızda garip gölgeler, fısıltılar, karartılar beliriyordu.
  • Sanki onlar her zaman yanımızdaymış da biz artık onları görmeye başlamıştık.

Sonunda bir dama gidip “göz perdemizi kapatacak” birine başvurduk. Gözümüz kapandı ama ruhlarımızdaki ürperti hiçbir zaman geçmedi.


Sonuç: Lanetli Zenginlikten Kaçış

O günden sonra üçümüz de tövbe ettik. Artık:

  • Dinimize daha bağlı,
  • Helal kazançla geçinen,
  • Kolay zenginlik yerine sabırla yol alan insanlara dönüştük.

Ama hâlâ bazı geceler, o kilisenin önünde bağıran büyücülerin sesi kulağımda yankılanıyor…

Ve bazen bir gölge beliriyor:

Daha fazla kurban getir…

Reaksiyon Bırak

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir